Giriş Sayfam Yap Siz yada Sen! Biz yada Ben!: Mayıs 2010

Başla Okumaya...

Sözcükler dilin ucuna kadar sokulur da yürek yağmur yüklü bulutlar gibi içindekileri taşıyamaz olunca yazma vakti gelmiş demektir. Yani artık yazmaktan başka çare kalmamıştır. Çaresiz kalınmıştır. Tertemiz sayfaların hokkada olgunlaşan mürekkeplerle kirlenme ve şereflenme zamanı gelmiştir artık.


21 Mayıs 2010 Cuma

Dost

Çıktık.. çıktık.. hay Allah manyetolu çakmakta tekliyorsa artık… Ben şimdi sigarama can veremeyecek miyim? Eee… Nasıl yanacak bu? Offf… Bak mürekkepte bitmek üzere. Nerede yeni aldığım hokka ve mürekkep? Ohh bir şişe şarap orada duruyor. Buz gibi hala. Eski bir şarap bu. Çok özledim alkolü. Mutfağa gideyim. Orada kibrit olacaktı. Lanet olasıca gazı bitmiş bu çakmağın. Gazda olacaktı. Acaba nereye koydum? Sıkıldım. Sürekli aramalar peşindeyim. Havada kararıyor. Bir an önce kandili de gazla doldurayım. Ahh! Çakmak gazı burada. Hadi bakalım gel buraya. Oww. Dondurdu parmağımı. Aklıma ne geldi yine. Eskiden mahallede top oynarken hiç unutmam. Ayağım burkulmuştu. Arkadaşım evden annesinin deodorantını getirip burkulan yere sıkmıştı. Onlarda televizyon vardı. Trt’de maç izlerken görmüş. Faydalı oldu olmasına da, mahallede nedense o gün sakatlıklar arttı. Eh güzel İstanbul! Terk ettim seni. Şimdi bu mecra da yaşamak senden daha zor. Bak elektrik bile yok. Elektrik dedim de aklıma geldi. Nerede bu lambanın gazı? Az sonra kararacak hava. Neyse ben bir sigara yakayım. Ahh pislik çakmak seni silmeyi unuttum. Neyse kısa bir acı. Yemek hazırlamadan önce bir güzel sobama tezek alayım bahçeden. Bu gece de soğuk geçeceğe benziyor. Bu gece dün geceye benzemiyor ki. Burada yılın 10 ayı soğuk var. Güneş yine hiç görünmeden kaybolmaya başlıyor. Olsun. Bir gün bulutlar çekilir, önünden. Şimdi çıkayım bahçeye. O da ne? Tezek kalmamış. Off ! nereden bulacağım şimdi. Hadi bakalım düş yollara… Neyse ki sigaram var. Acaba nereden bulacağım. Muhtara sorarım. Onda vardır. Sağ olsun kırmaz beni. Ne kadar uzun zaman oldu? Kaç aydır buradayım? Amaaan bunları düşünmenin zamanı değil. Ben yoluma devam edeyim. Offf düşünmeden gerçektende 4 saniye geçmiyor.
Tamamdır. Sobamı da ateşledim. Şimdi biraz yazayım. Her şey tamam bir eksik göremiyorum. Pardon dostum bir bardak su verir misin? Ne dostu?

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Aşık olmak..

Aşık olmak garip bir şeydir. İnsanı kenetler hayata. Hayal kurmana sebep olur. Ölümden daha güzel gelir insana.
İstiyor insan. Bir şeyler çekiyor onu. Anlatılmayacak hisler. En derinlere kadar iner aşk sinsice ve sakin. Asla engel olamazsın. Parmak arası takunyaların, parmak aralarını yara yapması gibi, hafif ve tatlı tatlı kaşıntı yapar gibi… Sonra o yaralar gelişir. Gelişen yaralar garip yapar insanı. Her adım atışında onun acısını hissedersin. Onun verdiği kaşıntıyı her fırsatta kaşımak istersin. Aşkta böyle bir şeydir işte. Gün geçtikçe, göremediğin her saniye boyunca büyür içinde. Tatlı ve hafif hisler uyandırır içinde. İster istemez paranoya eder. Onu düşünürsün. O yanında yokken, her saniyede acı hissedersin. Ona dokunamamak, her duyduğun romantik parçada daha çok kafa yormak. Her aşk filminde onunla kendini görmek. Her ağladığında onu istemek. Omzuna başını yaslayıp hıçkıra hıçkıra çocuk gibi ağlamak. Aşıksın sen. Başka alternatifin yok. Her fırsatta onu görmek. O tatlı hisleri biraz daha pudra şekeri ile süsler gibi… Tenine dokunursun. Ellerin gider. Sende kala kalırsın bir anda. Gözlerinde ki o mükemmel parıltı belirir. Aşıksın sen. Yapabileceğinin en iyisi ona sahip çıkmak olsun.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Özledim Sanırım...

Ben hiç büyümedim. Hala oyuncak arabalarım var. Onları birbirine çarptırıp "dıkşş" diyebiliyorum. Halı üzerindeki desenleri yolmuş gibi kullanıp, uzun yola gidiyorum. Benzinleri bitiyor, babamın eski tavlasının pullarını para gibi kullanıp benzin alıyorum. Dönüp dolaşıp hala aynı yerlerde bir başka şehre gelmenin mutluluğu ile kendimi sevindiriyorum. Hatta çoğu zaman içi pamuk dolu oyuncaklarımı yollarda kamyonumun kasasına alıp onlarla sohbet ediyorum. Bazen televizyonda reklamlarda çalan müzikleri kısa kısa ezberleyip, yolda onları okuyorum. Bakkala gittiğimde sanki yanımda annem yada babam varmış gibi çikolata yada şeker istiyorum. Bakkal amca dakikalarca beni bekliyor. Sonra babama sigara alıyormuş gibi tütünümü istiyorum. Sonra bakkaldan aldığım şekerimi açmak için sabırsızlanıyorum. Çoğu zaman açıyorum. Beni gören kızlar bana gülseler bile… Topitop almanın mutluluğu ile eve gidiyorum. Bir anda kapıya gelip zile uzanıyorum. Sanki zil çok uzaktaymış gibi gelse de cebimde ki anahtarı çıkarıyorum. İçeriye girdiğim andan itibaren çizgi film izlemek istesem de bulamıyorum. Siyasi yayınlar, kadın programları, izdivaçlar… Sıkıyor bunlar beni. Aklıma tekrar oyuncaklarım geliyor. Oyuncak sepetimi ters çevirip, dökemiyorum. Annem onları büyümüşüm diye odama koymuş. Hepsi bir sırada dizili. Sanki ben komutanım, onlarda benim demirbaş asker ve teçhizatım. Çok özledim geçmişi… Her özlem hissi duyduğumda yanında olduklarım. Bana bir fırsat verin ben 100 cm boylarında, kısa donlu, burnu akan, canı yandığında avazı çıktığı kadar bağıran, istediği olmadığında hüngür hüngür ağlayan, çok salakça şeylere kahkaha atan bir çocuk olmak istiyorum. Yoksa çok mu şey istiyorum?

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir Kadına Yaklaşırken...

Kadın mantıklıysa;
Mantığın ile yaklaşacaksın. Onun sorduğu sorulara felsefi cevaplar vererek. Ona ilgi göstermeyeceksin. Onun sorularına ilgili davranacaksın. Onu asla küçük düşürmeyeceksin. Gerektiğinde imalı konuşacaksın. Mantığının yanlış işlediğini yüzüne vurmayacaksın. Sen onun düşüncelerini hep doğru bulacaksın. Kalbini kıracaksın ama mantığını asla! O zaman mantığı seni kavrar.

Kadın duygusalsa;
Duygularınla yaklaşacaksın. Onun kalbini kavrayıp ruhunu okşayacaksın. Onunla sürekli ilgileneceksin. O sana soru sorduğunda duygusal cevaplar vereceksin. Ona değil kırıcı bir laf söylemeyi, imalı sözleri bile kullanmayacaksın. Duygularını güzel bir akşam yemeği yada hediyeler ile süsleyeceksin. Sürekli romantik olup güzel aşk sözleri dile getireceksin. Duygularını anlatırken can kulağıyla dinleyip düşünüp duygularını işleyeceksin. Kalbini kırmayıp, canını sıkıcı hareketler yapmayacaksın. Mantığından hiç bahsetmeyeceksin. Seni sürekli aramasını beklemeyeceksin. Sende onu arayacaksın. Ağzından çıkanları önce duyguların duyacak. O zaman onun kalbinin prensi olursun.

AMA ASLA BİR KADINA MANTIĞIN VE DUYGULARINI HARMANLAYIP ONA YAKLAŞMAYACAKSIN. EĞER ÖYLE DAVRANIRSAN; KARŞINDA Kİ KADIN ŞASE YAPAR VE TÜM DEVRELERİ YANAR!!!

Sizce...?

Şans diye başlıyorum....
Şans portakalda vitamindin baban yedi....
Şans milyonlarca sperm arasında birinci geldin ve Rahim'e yerleştin....
Şans özürlü yada özürsüz dünyaya geldin....
Şans hayata artık kendin bakıyorsun aklın yerinde yada değil....
Şans annenden süt içip yata kalka büyümeye başladın....
Şans ilkokula başladın ve ilk sıra arkadaşınıda tanıdın....
Şans karnen iyi yada kötü eline geçti....
Şans tipin var yada yok....
Şans artık bir kız yada erkek arkadaşın oldu....
Şans lise istediğin yer oldu yada olmadı....
Şans arkadaşların iyi yada kötü....
Şans öğretmenlerin seni sevdi yada sevmedi....
Şans hayatının aşkını buldun yada bulamadın....
Şans üniversiteyi kazandın yada kazanamadın....
Şans hayata diğer arkadaşlarından önce atıldın....
Şans artık sende bir yerlerde çalışıyorsun yada üniversite için hazırlanıyorsun....
Şans üniversite istediğin bölüm oldu yada olmadı....
Şans üniversitede bitti sonunda yada sorumlu olduğun derslerin kaldı....
Şans kendi kriterlerine göre iş buldun....
Şans erkeklere askerlik yolunu gösterdi....
Şans iyi bir yere düştün yada düşmedin.....
Şans şehit oldun yada olmadın....
Şans teskereyi aldın....
Şans askerlik dönüşü aynı yerde yada başka yerde işe devam....
Şans artık evlenceksin yada bekarlık sultanlık felsefen var....
Şans iyi yada kötü bir eş ve ailesi....
Şans baba yada anne oldun....
Şans çocukların iyi bir evlat yada kötü bir evlat oldular....
Şans emekli olmayı gördün yada göremedin....
Şans çocukların senin şansını yakalayabildimi acaba....?
Şans dede, anane yada babaanne oldu....
Şans torun yolu gözlüyorsun....
Şans azrailin yaklaştığını hissetmeye başladın yada hala genç olduğunu düşünüyorsun..
Şans kalp krizi, kanser vs. rahatsızlıklarından yada ecelinden öldün....


ŞANS mı? yoksa Gerçek mi?

Yaşayabilmek

Dünü düşünme, artık çok geç.
Dünü düşünmek sana kasvet verir.
Içini tüketirsin.
Düşüncelerin kendinden çıkar, yarına umut edemezsin.
Umutsuzluk, ölümdür.

An’ı yaşa, daha yaşaman gereken an’lar var.
Dediğim gibi an’ı yaşa,
Düşünme, korkma...
Deli cesaretin olsun ama deli olma.
Deli olursan kandırılırsın ve feyz almazsın.
Cesaretin olursa, heryerde ona sahip çıkamazsın.
Başına dert alır, yaşayamazsın.
Gençlik ateşin bir mumun yatsıya kadar yanması gibi söner.
Sen tadını çıkarmalısın.

Yarını düşünme, henüz çok erken.
Çünkü sabah için yaşam garantin yok!

Yaklaşmaz

akrep yelkovana yaklaşır
yelkovan dakikalara yaklaşır
zaman sükunete yaklaşır
gelecek geçmişe yaklaşır

insan kadere yaklaşır
kader kısmete yaklaşır
kısmet zamana yaklaşır
zaman ecele yaklaşır

beyaz siyaha yaklaşır
siyah gözlere yaklaşır
gözler gözlere yaklaşır
gözler umuda yaklaşır

hoşnutluk sevgiye yaklaşır
sevgi kalbe yaklaşır
kalp çarpıntılara yaklaşır
çarpıntılar aşka yaklaşır

geçmiş bugüne yaklaşır
ecel yarınıma yaklaşır
umudum sevgine yaklaşır
sevgin aşkıma yaklaşmaz

Sen misin? yoksa Değil misin?

Hayallerin değil, isteklerin doğrultusunda koşacaksın. Fedakarlık edeceksin. Düşünmeyeceksin geçmişini, yapmak için başarmalısın. Nasıl mı? Bir hedefin olacak öncelikle… Onun için koşacaksın. Aldığın bayrağın el değiştirmesi için erken davranmayacaksın. Sarılacaksın o bayrağa, o senin hayatın olacak. Yakacaksın gemileri, umursamamazlıktan değil umursadığını belli etmeyeceksin. Her kulaktan bir ses gelecek. Her sesi duymayacaksın. İşine gelenlere “-Eyvallah” deyip geçeceksin. Herkesten bir şeyler alacaksın ama çalmayacaksın. Elinde olanla yetinip, kendini keşfedeceksin. Daha iyisi için çaba gösterirken, insanların seni seyretmelerine fırsat vereceksin. İşte o zaman hayatında bir şeyleri toplayıp+, gereksizleri çıkarıp-, yaşadıklarına bölünce%, kendinle çarpacaksın. Tamam o zaman BU SENSİN!

2 Mayıs 2010 Pazar

Sessiz ve Sensiz

sensiz öyle oluyorum ki ciğerlerim daralıyor sanki
göz kapaklarım kısılıyor göz bebeklerim büyüyor
her gördüğüme her seni tanıyana seni soruyorum
garip bir hüzün çöküyor sensiz içime
susuzluğumda suya hasretim ya
parasızlığımda da sana hasret kalıyorum
birşeyleri meşkale ediyorum
heryerde kokunu arıyorum
bazen sen kokan ellerimi yaklaştırıyorum koklamak için
sevdalarım canlanıyor anılarım canlanıyor
herkesten gizli bir şekilde buluşmalarımız geliyor aklıma
seni o kadar derin çekiyordum ki içime hasrettim sana
herşeyin büyüsü bozuldu biliyormusun
artık seninle olduğumu herkes biliyor
her köşe başında bir anımız var
ama hiç tadı yok o anıların

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Sizde Yaklaşın

söyleyemediklerinize yaklaşın ve kulağına hafifçe yaklaşıp bağıra bağıra SENİ SEVİYORUM deyin deyin ki geç kalmayın

bazen hayat erken alıyor sevdiklerimizi ellerimizden. o büyülü 2 kelimeyi söylemeye fırsat bırakmıyor işte.... özlüyorsunuz ama susmak zorunda kalıyorsunuz....

seni seviyorum seni öyle bir seviyorum ki buna sen değil düşünürken bende inanamıyorum..

çekip gitmiştin hani ellerimi soğukla kavuşturup.. yüzüne ilk baktığımda etmediğin hakaret kalmamıştı yaşadıklarımıza dair... bana en ağır.... en ağır laflarını söylemiştinde ben yanındayken son olarak bittimi soylediklerin demiştim.. nasılda fütursuz kalmıştım karşında nasılda sana bakarken ağladığımı görmemiştin. gözlerim susuyordu belki de ama kalbim... kalbim can çekişiyordu sen bana ağzına geleni söylerken... susuyordum sensizliğe susuyordum ama sen karşımda bensizliğe bıktığını dile getiriyodun.... yanından giderken yollar bir daralıp bir genişliyordu ellerim bir terliyor bir kuruyordu... ama sen bilmedin bu gerçekleri... sana armağan ettiklerimi bir çöp gibi atmışsın bir kenara sokakta buldum o masum hediyeleri... çok kırıldım parçalandım o güzel sevgin gibi... sen beni hiç sevmemişsin sen bana hiç değer vermemişsin en önemlisi sen beni hiç bilememişsin..

şimdi gidiyorum bak bende her giden gibi.... her ardından ne bir el ne bir kol sallanmayan gidenler gibi.... susuyacam aşkına, sevgine ama görmeyeceksin belkide hatırlamayacaksın ama geçmişine dönüp bakmaya fırsat bulduğun o soğuk ıssız yorgan altında belki güleceksin yaşadıklarımıza belkide için için ağlıyacaksın yıllar sonra

Şişe Mutlu

Şişe Dibi
Vur kadehi birbirine
Üstadına artistlik yapma
Senin boğazın onun şişe götüne
Durmak yok…
Koma olacaksın
Alkolü karıştırıp
Kusacaksın
Ama durmayacaksın
Her bitirdiğin şişenin dibine bakacaksın
Her gördüğün son mutlu olacaksın
Bu da bitti yaşasın diyeceksin
Ama hiç unutamazsın
Kendimden biliyorum…

Yok


gidenler şayet kalbinde derin bir iz bırakmışsa...geri dönüşü olmuyorsa..ayrılık zindandır...
hayat bir gardiyan..
sen zindanlarda çürürsün
kalbindeki yara ile yaşamak istemezsin..
ama mecbursun buna
yaşayacaksın
onsuz bir hayata alışacaksın
kalbine taş basacaksın arkadaş
onsuzluğun acısnı taşın soğukluğuna bırakacaksın
artık o yok..artık senin herşeyin dünyaları verseler değişmeyeceğin yarının yok...

Silgi

buymuş şansım acıya müptela olmuşum
kader denilen varlık başıma bela
yeter artık nefret ettim
dokunuyor hayallerim
gözlerimde derman kalmadı
artık yok yanımda kimse
aşk meşk beş para etmez oldu gözümde
kalmadı kimseye yer kalbimde
mutsuz sonlar içimi acıtır oldu
her sonda gözlerim yaşa boğuldu
nerde şimdi nerde gençlik serüveni
kalbimi alan çekti gitti
nefretimsin aşk dönme geri
asıl içimdeki vazgeçilmez bir sevgi
olmadı kimse tutmadı elimden
bu yaşımda vazgeçtim aşk senden
anadolunun tozlu yollarında
elimde bitmeyen bir sigara da
sen geçerken buralarda
unuttum aşk adını kafamda
sözlerimde varlık aramam artık
kulaklarımda sözlerin yok kalmadı
yeter oldu gözlerim acılarla kanadı
ayrılırken elime tutuşturduğun bir kağıt
aldı seni benden kalbim harab oldu
şimdi geceleri nasıl uyuyacak bedenim
ruhumda kalmadı senin ebediyetin
bak saat gece yarısını buldu oda geçiyor
her gelip geçen gönlümden aşkı siliyor

YANLIZ KALABALIKLARDA BEN....

Zamanın birinde severdim seni
Ne bıkmıştım nede sıkılmıştım
Yazdığın mektuplar anlatırlardı
Sana olan sevgimi bana
Gülerdim belkide ağlancak halime
Zaman olurmuydu acaba derdime çare
Düşünüyorum da şimdi....
Pandomim olmuşum...
Bu kalabalık dünya yanlızlığımla aşikar
Anlam veremiyorken duygularım harflere
Gülmeli miyim?
Ağlamalımıyım halime?

Emin Mutluluk

kötü kaderimin o iğrenç mekanı gözlerimin kapanıp lanet olası kalbimin görmeye başladığı mekan.zaman durdu sanki o an ne yapıyorum neyin peşinde koşuyorum alışkınmıyım yoksa aşıkmıyım bilmiyorum kalbim onun için pır pır atıyor uzun bi süre sonra ilk defa birisine seni seviyorum dediğim an geliyor aklıma işte dokunamasamda uzanamasamda bi sıcaklık var vücudumda ellerim yapışmış telefona düşmüyor elimden oda.... serin terler dökülüyor sırtıma omuzlarımdan ne oluyor neden bu kadar korkuyorum her telefonum çaldığında son 10 kilometrede eyvah diyorum korkarak bakıyorum mesajlara açmadığım telefonlara bir cevap geldi sanıyorum en son seni arayan şahıs şimdi morgta neden açmıyorsun telefonu diye bir mesaj gelecek diye korkuyorum ellerimle aynı ritim içerisinde dudaklarımda titriyor korkuyorum ağlamak istiyorum erkekler ağlamaz lafı ile kendimi kandırıyorum ama dediğim gibi kandırıyorum yanımda arkadasım var bugune gözyaşlarımı kimse görmedi diye aptalca laflara gülüyorum ama yok dayanamıyorum ağlamak istiyorum ama olmuyor bu saçma gururuma yedirip senin için akacak olan gözyaşlarımı kimselere gösteremiyorum nabayım huyum kurusun ilk ve tek sen gör istiyorum beni o halde diye düşünürken soluğu o ıssız uçurumun kenarında araba birden duruyor hemen farkedip çıkıyorum dışarıya sana sesleniyorum cevabın geç geliyor bana o geçen zamanda bir ömür yitirmiş gibi soluk alıp vermeye başlıyorum sonra sesin geliyor kulaklarıma gelip alıyorum ve eminim hayatımın mutluluğuna ilk adım atışımı yaşıyorum ve başta lanet okuduğum hayatım senle renkleniyor ve eminim ben seni çooo...k seviyorum ve bunu da biliyorum seni ne bugune kadar seven olmuştur nede bundan sonra olacaktır!!!

Özür Dilemek

Hani insanlar vardır ya hak edenler,
Özür dilerken dudakların titrer.
Vazgeçilemezler vardır,
Sigara gibi, nefes almak gibi…
Ellerin uyuşur konuşurken,
Kelimeler düğüm düğüm olur boğazında…
Bak şarkılarda bile geçer yalnızlık.
Trip atmaların, sessiz cevapların,
Kısa yoldan başından geçiştirmelerin,
Çok iyi birisin senden özür dilerim!!!

Seni Beklemek

Kar yağıyor ellerinin değdiği yerlere
Gözlerim buğulu bakıyor hayata
Çayımın dumanı tütemez olmuş soğuktan
Bu sessiz pazar sabahında
Seni ararken gözlerim takılıyor karşı kaldırıma
Camımın önüne soğuktan üşümüş serçeler konuyor
Farkediyorum kanatlarının donduğunu ama
Sana ulaşamadığım gibi ulaşamıyorum onlarada
Sonra acı bir sirenle irkiliyor yüreğim
Doluyor gözlerim bu boş ve anlamsız geçen dakikalarda
Birden ayağa kalkıyorum seni görüyorum
Ama anlıyorum çok geçmeden hayal olduğunu
Acınasır bir hale gelmişim onu farkediyorum
Ellerim buzlu camlara dokunmaktan çatlamış
Parmaklarımın rengi gitmiş
Yine güzel kokun geliyor burnuma
Çektikçe çekiyorum ciğerlerime
Fakat bir süre sonra sen gibi kokunda tükeniyor odamda
Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkıyorum
Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum
Saçlarım beyazlaşmış sakallarım uzamış
Diyorum kendi kendime bu ben olamam
Ama aynada yansıyanın ben olduğum gerçeğini yalanlayamıyorum
Tarihe bakıyorum ve ardından anlıyorum
Bugün birinci yılı olmuş sensizliğimin
Sonra cama koşuyorum birden
Kar saçlarımdaki beyazlar gibi kırçıllaştırmış şehri
Korkuyorum yaşımın acizliği düşüyor üzerime
Tahmin etmek için yaşımı hüvviyetime bakıyorum
Hesaplıyorum......
30 gösteriyor yıllar
Yaşamın tadını almaya çalışıyor bedenim
Kalbim izin vermiyor sensiz yaşamaya
Kocaman geçen yıllar küçülüyor gözlerimde
Bana ilk seni seviyorum deyişin geliyor aklıma
İlk defa elimi tutmanın verdiği sıcaklık geliyor ellerime
Ama çatlakların verdiği acı siliyor sıcaklığı
Doğum günün geliyor aklıma benden bir gün sonra olan zaman
Kendi doğum günlerim ölüm günüm gibi acı vermeye başlıyor
Gitme kal diyemediğim o saniyeleri yaşar gibi oluyorum
Ama şimdi neden gittiğini biliyorum
Klasik aşk hikayelerinden kaçtığımı bilirsin
Dertlerin her zaman farklı olduğunu sen öğrettin
Saniyelerle yaşam arasında ki farkıda sen gösterdin
Bir tek şeyi öğretemedin sen bana
SENİ NASIL UNUTACAĞIM!!!

İnsanlara doğru söyledim, kovuldum. Dürüst oldum, kovuldum.

İğrenç! Neden? Çünkü yüzüne baktığında çok az kalmış. Bakıyorsun her yerinde bir eksik var. Atalarımız zamanında demişler; Her güzelin bir kusuru vardır diye. Ama bizim gerzekler atı alan üsküdarı geçmiş modundadırlar. Yok ağabeycim inanmam. Kalmamış eskiler. Evet hani derler ya; en güzel aşklar televizyonlarda. Aynen öyle katılıyorum. Hatta çevremdekiler kızacak biliyorum ama en güzel kızlarda televizyonlarda. Bunu okuyupta sonra bana kimse yakınmasın. Doğru! Gerçekler acıdır her zaman. Yaşıyoruz ve de yaşayarak görüyoruz. Artık sokağa çıkasımı bıraktım evde internet başında bile vakit geçiresim yok. Hatta vakte geçiresim var! Ne bu ağabeycim ya? Başını tepeye dikip fotoğraf çektiren mi ararsın? Sağa sola sap gibi bakan mı ararsın? Her çeşitten aralara serpmişler. Ne güzel ya bizde bunların arasında yaşıyoruz diyoruz. Garip! Vallahi garip! Billahi garip! Nerede o eski güzellikler diyeceğim. Ama sonrada Aykut sen 60 yaşında adamısın diyecekler! Yok ya suretimde de yazar. 1990 yılının sekizinci ayının ikinci günü eş kazara katılmışım dünya kervanına. Yeter be! Ne bu? Aaaa! Bende insanım maymun görmek istesem herhalde sirkte falan çalışırdım. Atın şu makyaj malzemelerinizi, fotoğraf çeken kameralarınızı, şu abbidik gubidik giyinmeyi de bir kenara bırakın. Kız gibi olun biraz. Hanım hanımcık! Neden bu isyan? Onuda anlatayım sonra başıma ekşimeyin. Adam gibi okuyun, tüm soru işaretlerinize cevap var bu yazıda! Ben sıkıldım.

Yalnızlık

Zamanın akıp gittiği, saniyelerin tükenmek bilmediği, kilometrelerin uzadığı bir yolculuk daha bitti! Yine o köhne kasabanın, zamanında milat gibi ömürler yaşatan o evinden içeri girdim. Bakıyorum da gerçekten sobaya atacak odun bile kalmamış. Duvarlar somon somon üzerime gelirken, camda ki rengarenk açan çiçekler su diye haykırıyorlar. Önce üzerimde ağırlık olan benliğimi sobaya tıkıştırıyorum ısınmak için. Mutfağa geçiyorum, bulduğum bir plastik şişeye su doldururken sigaramı yakıyorum. Elimde olan su şişesi ile odaya dönerek çiçekleri suluyorum. Salona çıktım yine. Yukarı doğru giden merdivenlerde adım adım ilerlerken geldiğim noktaya çıkışım geliyor birden aklıma… En eski, sanki yüzyıllar öncesinde ki odamdayım. Bakıyorum da gençliğimin hezeyan olduğu yıllar. Bir bilgisayarım ve yatağımdan başka boş şişeler vardı. Hatıra işte düşünüp gülüp geçiyorum. Şimdi ise boş bir oda… Yerlerdeki tahtaları kurtlar kemirmiş. Ahşap penceresinden içeri giren yağmur damlaları çürütmüş camın önündeki tahtaları. Asılı perde yıllar öncesi bıraktığım yeşil perde. Kimse dokunmamış, hala sigara kokusu var üzerinde. Yere oturduğumda fark ediyorum da yalnızlık başımda bir lanet. O benim kutsal varlığım!